
Titriyordu.
Evet, evet! öylece yarı baygın ve yarı ayık, elleri yüzünde ama gözleri karanlıkta öyle parlak! Sanki hep gizli kalan o korkuyu, ilk kez düşürmüş gibi elinden, elleri boş kalınca bir anda donmuşken, titriyordu.
Üzerine uzandım yavaşça ve çok sıkı sarıldım, tüm gücümü akıtmak istercesine, belki biraz korku alabilirdim ondan kendi adıma, izin vermedi belki ama yine de titremesini yüreğimde bile hissettim. Dünyanın daha da hızlı dönmeye başladığını, her hızlı atışta yüreğinin daha da korkuya gömüldüğünü, tüm odacıkların birbiri ardına kapandığını hissettim. Garipti ve zordu. Ciddiydi ve yanlıştı. Ama yine de orada kaldim, kırılacağımı bile bile, kendimi soğukluğuna bıraktim, tamamen savunmasızdim. Çok zayıf bir sesle anlatmasını bekledim, belki de tüm gece dinledim, sadece anlattıklarını değil, anlatma biçimini dinledim, sonra ellerini, yüzünü, yürek atışlarını, arada yükselip iyice tizleşen, ağlamamakta direnen şesini dinledim, duyduklarım korkunçtu, ama korkamadım çünkü korkuyu o kadar üstüne almıştı ki artık kimseye hiçbir pay kalmamıştı. Ölümü ve hastalığı anlattı, korkuyu ve kaygıyı, hayatında yenemeyeceği tek güç olan o ölüm duygusunu anlattı. Anlamak ve kabullenmek zordu ölümün ebedi bir gücü ve hakimiyeti vardı. Herşeyi kaplayan, sanki yokmuş gibi yaşanan ama aslında varlığı hep bilinen, yine de gözardı edilendi. Onun yanında öfke, aşk ve inanç kimsesizleşiyor, kuruyordu.
Bu nedenle titriyordu belki de, zayıf hissetmenin getirdiği şiddetli üşüme duygusuydu bu, tüm önyargılarından, düşüncelerinden ve oyunlarından soyunup, hepsini üstünden attığında ölümün karşısında çırılçıplak kaldığında bir anda beliren üşüme duygusuydu. Şiddetle üstünü örtmek istedim, şiddetle reddedildim...
19 Nisan 2007 - Columbus
Evet, evet! öylece yarı baygın ve yarı ayık, elleri yüzünde ama gözleri karanlıkta öyle parlak! Sanki hep gizli kalan o korkuyu, ilk kez düşürmüş gibi elinden, elleri boş kalınca bir anda donmuşken, titriyordu.
Üzerine uzandım yavaşça ve çok sıkı sarıldım, tüm gücümü akıtmak istercesine, belki biraz korku alabilirdim ondan kendi adıma, izin vermedi belki ama yine de titremesini yüreğimde bile hissettim. Dünyanın daha da hızlı dönmeye başladığını, her hızlı atışta yüreğinin daha da korkuya gömüldüğünü, tüm odacıkların birbiri ardına kapandığını hissettim. Garipti ve zordu. Ciddiydi ve yanlıştı. Ama yine de orada kaldim, kırılacağımı bile bile, kendimi soğukluğuna bıraktim, tamamen savunmasızdim. Çok zayıf bir sesle anlatmasını bekledim, belki de tüm gece dinledim, sadece anlattıklarını değil, anlatma biçimini dinledim, sonra ellerini, yüzünü, yürek atışlarını, arada yükselip iyice tizleşen, ağlamamakta direnen şesini dinledim, duyduklarım korkunçtu, ama korkamadım çünkü korkuyu o kadar üstüne almıştı ki artık kimseye hiçbir pay kalmamıştı. Ölümü ve hastalığı anlattı, korkuyu ve kaygıyı, hayatında yenemeyeceği tek güç olan o ölüm duygusunu anlattı. Anlamak ve kabullenmek zordu ölümün ebedi bir gücü ve hakimiyeti vardı. Herşeyi kaplayan, sanki yokmuş gibi yaşanan ama aslında varlığı hep bilinen, yine de gözardı edilendi. Onun yanında öfke, aşk ve inanç kimsesizleşiyor, kuruyordu.
Bu nedenle titriyordu belki de, zayıf hissetmenin getirdiği şiddetli üşüme duygusuydu bu, tüm önyargılarından, düşüncelerinden ve oyunlarından soyunup, hepsini üstünden attığında ölümün karşısında çırılçıplak kaldığında bir anda beliren üşüme duygusuydu. Şiddetle üstünü örtmek istedim, şiddetle reddedildim...
19 Nisan 2007 - Columbus

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder