13 Ağustos 2008 Çarşamba

Var mıyım, yok muyum?

Senin görmezden gelmen beni gördüğün, algıladığın, bildiğin anlamına gelmez mi?

Farkında olmadığın birşeyin sende rahatsızlık yaratması mümkün müdür?

Konuşulmayan, ortaya konulmayan, söylenmeyen aslında hiç YOK demek midir?

Ve tüm bu sorular kara bir bulut gibi çevremi sararken üzerime yağan tüm bu can sıkıntısı, yine de kaçınılmaz bir şekilde benim varlığımı tekrar tekrar sana ispatlamıyor mü?

Hatalarımla varım, varlığımla hatalarını hatırlatırım. Hatırladıkça aklına düşerim, aklını kullanmak istemezsin, bilirim... Unutmak kolay, unutmak güzel! Huzurlu ve sakin tutmak istersin aklını, “Aklım, düşüncelerden arınmış, temiz ve duru olsun” dersin. Ve benim varoluşum, senin yokedemediğin, dağıtamadığın, önünden geçip gidemediğin herşeyi tekrar somut olarak karşına koyar. Ben aynan olurum, yansıyanın korkusundan geriler, sendelersin. Ama düşmezsin, düşemezsin, sen hep dikkatle yere bakarak yürüyenlerdensin, düşmesini bile bilmezsin...
Geçmiş geçmiştir, üzerinden geçilip gidilmesi gerekir!
Gerisi, mesela benim inkar edilişimle perçinlenen varoluşum, senin için boş bir meseldir...


24 Mayis 2008

23 Haziran 2008 Pazartesi

İZ

Dedim ki…
“Kalbimin sadece dört odacığı vardı,
hepsini kiraya verdim.
Sana kapakçıkları sürekli açılıp kapanan, en düzensizi, en karmaşığı düştü,
sen kirlenen kanımın vardığı son noktaydın,
ben orada hapsolmanı istedikçe sen tüm damarlarıma, oradan tüm hücrelerime taşındın.“

Nedendir bilemedim, bende izin kaldı.
Taşındın bütün öfken, hırs ve ihtirasınla
Akıp geçtin hayatına giren binlerce yanlış ve doğruyla
Ve hiç dinlemeden, sormadan, anlamadan işgal ettin
Haykırmadan, umursamadan, düşünmeden fethettin
Kanıksamadan, sarılmadan, alışmadan yaşadın
Bilmeden, bağlanmadan, ağlamadan terkettin
Bitmedin

Nedendir bilemedim bende izin kaldı
Haketmedin…


15 Subat 2008 - Columbus
Bu ofkeli bir elvedadir!!!

Korku


Titriyordu.
Evet, evet! öylece yarı baygın ve yarı ayık, elleri yüzünde ama gözleri karanlıkta öyle parlak! Sanki hep gizli kalan o korkuyu, ilk kez düşürmüş gibi elinden, elleri boş kalınca bir anda donmuşken, titriyordu.

Üzerine uzandım yavaşça ve çok sıkı sarıldım, tüm gücümü akıtmak istercesine, belki biraz korku alabilirdim ondan kendi adıma, izin vermedi belki ama yine de titremesini yüreğimde bile hissettim. Dünyanın daha da hızlı dönmeye başladığını, her hızlı atışta yüreğinin daha da korkuya gömüldüğünü, tüm odacıkların birbiri ardına kapandığını hissettim. Garipti ve zordu. Ciddiydi ve yanlıştı. Ama yine de orada kaldim, kırılacağımı bile bile, kendimi soğukluğuna bıraktim, tamamen savunmasızdim. Çok zayıf bir sesle anlatmasını bekledim, belki de tüm gece dinledim, sadece anlattıklarını değil, anlatma biçimini dinledim, sonra ellerini, yüzünü, yürek atışlarını, arada yükselip iyice tizleşen, ağlamamakta direnen şesini dinledim, duyduklarım korkunçtu, ama korkamadım çünkü korkuyu o kadar üstüne almıştı ki artık kimseye hiçbir pay kalmamıştı. Ölümü ve hastalığı anlattı, korkuyu ve kaygıyı, hayatında yenemeyeceği tek güç olan o ölüm duygusunu anlattı. Anlamak ve kabullenmek zordu ölümün ebedi bir gücü ve hakimiyeti vardı. Herşeyi kaplayan, sanki yokmuş gibi yaşanan ama aslında varlığı hep bilinen, yine de gözardı edilendi. Onun yanında öfke, aşk ve inanç kimsesizleşiyor, kuruyordu.

Bu nedenle titriyordu belki de, zayıf hissetmenin getirdiği şiddetli üşüme duygusuydu bu, tüm önyargılarından, düşüncelerinden ve oyunlarından soyunup, hepsini üstünden attığında ölümün karşısında çırılçıplak kaldığında bir anda beliren üşüme duygusuydu. Şiddetle üstünü örtmek istedim, şiddetle reddedildim...


19 Nisan 2007 - Columbus

21 Haziran 2008 Cumartesi

Göz

Kirpiklerim süpürdü geçti akan yaşlarımı yanaklarımdan
Kimse görmesin diye öyle gizlendim ki simsiyahlığıma, anlamasınlar, algılayamasınlar, anlamlandıramasınlar istedim.
Ödünç başarılar, geçici hevesler, boş bakışları gördü gözlerim,
Daha fazlasına dayanamam diye kör olsam, ebedi bir karanlığa gömülsem istedim.

Öğrendim
Kadın olmak izlenilmeyi öğrenmek demek
Kadın olmak üzerinde dolaşan binlerce göze rağmen bakmadan yürüyüp gidebilmek
Giderken gözucuyla kendini ele vermek
Ele verirken utanmak ve korkmak
Korkarkense içinden geleni yapamayısın
Kurallara, beklentilere, inançlara öğretilen ve öğrenilen herşeye bağlanışından
Kopamayışından
Utanmak demek.

Öğrendim
Kadın olmak görüldüğünü bilip görmemezliğe gelmek
anlasan ve anlamlardınsan da hiçbir anlamın yokmuş gibi davranmak demek
inanmadan inandırabilmen gerek

Öğrendim
kadın olmak göz hapsinde hiç özgür olamamak demek
ve bildim
siyahlığa gömülmek en iyisi
çünkü siyah yutar ışığı
dışarı taşırmaz
taşmamak gerek


22 Şubat 2008 - Columbus/ShiSha

Tarif...


Sayın okuyucu, lütfen boşlukları doldurunuz…

--------------------------------------hayatımı pişirmek istiyorum-------------------hayalkırıklıklarımı daha hamken toplayıp------------------------------------------------------biraz tuzlu suda bekletsem--------------------------------ve açısı geçse---------------en azından yenilecek-------------biraz da yutulacak kadar-------------------------------- içime sinse---------------------------------- yediğim tüm sözler bu kadar dokunmasa --------------sindirebilsem-------------------------bana zarar verse de herşey içime yerleşebilse--------------------------------------------------------tüm yaşadıklarım, söylediklerim, anlattıklarım------------------------------------------------------- hayatın tadı tuzu olan kavgalarım------------------------------------------------------------------------az pişmiş erken başlamış ilişkilerim-------------------------------------------ya da vaktinden de sonra biten, bittiği kabullenilmeyen---------------------------------------------------------- herşeyi kaplamış, dibi tutmuş, yanık aşklarım--------------------------hani simsiyah, kömür karası gibi, mutfağını duman altında bırakan--------------------------------------------------------- ve nefes almanı zorlaştıran-----------------------------------------------------------------------------yanlışlarım, yanlış tarifler------------------------------------------------------------------------------yanlış oyunlar-------------------------------------------------------------------------------------------yanlış ölçüler--------------------------------------------------ve doğrularım-----------------------------------------------------------------------tam kıvamında tutan ama formülü unutulan---------------------------------------------------------------nasıldı tarifi, içinde ne vardı?------------------------------------------------------unuttuklarım, unutamadıklarım, tadini özlediğim ve hala aradıklarım---------------------------------------------------------------------ve sevdiklerim-----------------------------------------------------ne kadar yeşem de bıkmadığım dost ekmeği----------------------------------------------------------------------taze kekik kokusuna bulanmış aşk-------------------------------------------------------annemin ca'nim kokuşu---------------------------------------------------------içimde acı biber, yanan kavuran ama tatlı babam ve--------------------------------------------------------------kurallar, kurallar, kurallar--------------------------------------------------------- büyüdüğüm mutfak penceresinden-------------------------------------------------------aşağıya bakan merdiven boşluğu, soğuk duvarları hala sivali------------------ ------------------------------ama hemen kenarında güvercin yuvası----------------------------------------------------------------------gizlice yumurta çaldığım-------------------------------------------------- kimsenin görmediği, ama benim bildiklerim-------------------------------------------------------------------------meslek sırrı! ------------------------------------------------Şefin özel tarifi, merak edilen ama öğrenilmesi de sakıncalı olan, gizli kaldıkça değerli----------------------------Sahi, hayatımı pişirsem, tadı nasıl olurdu?------------------------------------


28 Ekim 2006
Amerika'da ilk aylar...

Nereye Sokağı

Hoşgeldin!
dedim seni görür görmez. İçimde garip bir heyecan, aklım kaderle karışık, yolunu kaybetmiş, beklenmedik bir misafiri buyur edercesine hayatıma, içeriden kapattım kapılarımı, sürgüledim aklımı, şöyle bir toparlandım da fikirlerimi ikram ettim, acılarımı sundum, aşklarımdan, arkadaşlarımdan, çocukluğumdan tatlı tuzlu ne varsa çıkardım, çekinmeden, çektirmeden, paylaşarak anlaşırız diye. Sonra sohbet demlenince iyiden iyiye, eski kutusundan çıkardım da en değerli hüzün tütünümü sardım anılar kağıdına, şöyle bir sıkıstırıp burdum, ucunu da hafifçe ıslatarak, sonra da inceden inceye keyiflenerek baktım da yüzüne, BURKULDUM.

Sen?
Bir garip gezgin, kayıp bir yabancı misafir kalmak istedin, şöyle bir gelip geçerken hayatıma uğrayan, açta açıkta kalmış, biraz yorgun biraz aç, ama illa ki gidecek yolu olan tanrı misafiri… İstemedin yerleşmeyi, düzen korkutucu, duman boğucu… Anlamak ve anlamlandırmak da değildi niyetin, nasılsa arayışın da yoktu, ama dedin ki filtresiz hüzün yakar, deneyemedin, tadından sakındın, acı gelir en başta, aklını alır gider, belki de tiryakisi olursun sandın. Ellerin hüzün koksun istemedin, geçmişini içine çekemezdin, nefesine karışıp dağılırsa, seni eleveriverir, aman vermesin dedin. Hepsi, ama hepsi dışarda kalsın, senden ayrı ve ayrışık, olabildiğince karışık kalsın istedin, çözülmeden ve çözmeden… Korkunun adını bilmeden, öğrenmeden korkanlardandın. Bilmeden kaçanlardan, kaçtığının ne olduğunu bile duyumsamak istemeyenlerden, hatta bu garipliğin farkına bile varmayanlardandın. Benim elimde iste o filtresiz sigara, adı hüzün, her dumanda daha da yoğunlaşan, iste karşındayız. İçerken, çekerken ve yiterken bizi saran, yoran ama garip bir şekilde de ısıtan sorularım vardı, seninse kısa yolların, yanından eksik etmediğin taktikler, oyunlarla örülü küçük bir hayat haritan vardı, yeri yönü belirsiz ama KESİN bir sonu olan… Varacak yeri olanlardandın, neden varacağını ise merak etmeyenlerden. Nasılsa kaybolmayacaktın, tüm taktiklerin seni sonuna kadar koruyacaktı, bir de ne olur ne olmaz diye bir köşede biriktirilmiş küçük kaçamakların vardı, iste beni en çok kızdıran da tehlikeli büyük sorulara karşı acil durumlarda sapılan bu kısa patika yollardı!!

İşte o yollardan geçerken, cebinden küçük bir zincir sarkardı, her halkasında eski aşklardan öğrenilmiş kurallar bulunan. Uçunda da usulunca kapatılmış bir çakı olurdu, tehditkar ama sessiz, varlığı bilenen ama bilinmiyormuş gibi yapılan bir tür yalancıktan güven simgesı! Tabii bir de para olurdu, yaşınla beraber artan ama gittikçe burusan, kirlenen, satın alan ama sahip olamayaşının açısını hep taşıyan… Benimse çakmak gözlerim vardı, senin için yakan, yanan, gören ama gördükçe tükenen, tüketen, keşfedilemeyen. Sonrasıysa senin hiddetin, şiddetin, savuran rüzgarınla sönen önce gözlerim, sonra aklım…

Ceplerindeki herşeyi çıkarıp, çekinmeden vurup masaya, tüm o kuralları, tehditleri ve iktidar hırsını boşaltıp dökemediğinden, o ağırlığı hep içinde, dışında, üstünde, yanında, kendinle heryere taşıdığından, ellerini ceplerinin yine aynı kuralları, tehditleri, iktidarında koruduğun, kolladığın, ve ASLA ceplerinden çıkarmadığından, iste hep bu yüzden, benim hüznümden bir duman çekemeyen halin bu yüzden, hüznü sarmaman da, hüzünlü hiçbir kadına da sarılmaman da bu yüzden
işte bu yüzden
AŞK yok.

Yolcu yolunda gerek
Nereye sokağında…


4 Mart 2008 - Columbus
Davetsiz misafirin ardından...



12 Haziran 2008 Perşembe

Adi ve Ucuz

Adi ve ucuz yazılar yazdım, renkli tabelalar gibi ışıl ışıl ve süslüydü başlıklarım, ama gürültülü alaturka bir edebiyat gazinosundan içeriye girince sözcüklerle kurulu masalarım bomboş! Işıklara aldanıp, gürültüye kanıp gelenler oldu, ama masalar ıslak, sözler sivri, ortam rahatsız…

Yazdim,
dedim ki…
‘Kimisi boş bir ceviz gibi yuvarlanır hayatta, yere değer de iz bırakmaz, ne ki içindeki yokluktan bihaber, ne ki yoksulluğuyla biçare – bazısı ise erkence düşmüştür toprağa, dalında yeterince salınamamıştır, toprağın kokusunu alır erkenden, yine toprağa döner.’

Adi ve ucuz yazılar yazdim, akşam serinliğinde okurken biraz olsun insanların aklını çelebilmek için, topraktan söz açtım, Adem’i anlatmak, yılanları dinlememek için.
dedim ki boş bir ceviz gibi,
dedim ki, ah evet Nazım’dan çaldım “bu dünya mavi kadifeden bir yaldız zerresi, bu dünya soğuyacak günün birinde, bir yıldız gibi de değil, boş bir ceviz gibi!”, bekledim de korkarsın diye, sen yine geçtin, aceleciydin dalında…

Masallar anlattım, şarkılar söyledim, yeri geldi ağladım yerli yersiz,
‘Geçiniz bunları Gizem hanım!’

Adi ve ucuz yazılar yazdim,
İnandım
Bekledikçe değerlenecekler bir gün
Her hazine keşfedilince değerlenir
Değer,
bulmasını, görmesini, almasını ve anlamasını bilenindir…


7 Mart 2008 - Chicago