21 Haziran 2008 Cumartesi

Nereye Sokağı

Hoşgeldin!
dedim seni görür görmez. İçimde garip bir heyecan, aklım kaderle karışık, yolunu kaybetmiş, beklenmedik bir misafiri buyur edercesine hayatıma, içeriden kapattım kapılarımı, sürgüledim aklımı, şöyle bir toparlandım da fikirlerimi ikram ettim, acılarımı sundum, aşklarımdan, arkadaşlarımdan, çocukluğumdan tatlı tuzlu ne varsa çıkardım, çekinmeden, çektirmeden, paylaşarak anlaşırız diye. Sonra sohbet demlenince iyiden iyiye, eski kutusundan çıkardım da en değerli hüzün tütünümü sardım anılar kağıdına, şöyle bir sıkıstırıp burdum, ucunu da hafifçe ıslatarak, sonra da inceden inceye keyiflenerek baktım da yüzüne, BURKULDUM.

Sen?
Bir garip gezgin, kayıp bir yabancı misafir kalmak istedin, şöyle bir gelip geçerken hayatıma uğrayan, açta açıkta kalmış, biraz yorgun biraz aç, ama illa ki gidecek yolu olan tanrı misafiri… İstemedin yerleşmeyi, düzen korkutucu, duman boğucu… Anlamak ve anlamlandırmak da değildi niyetin, nasılsa arayışın da yoktu, ama dedin ki filtresiz hüzün yakar, deneyemedin, tadından sakındın, acı gelir en başta, aklını alır gider, belki de tiryakisi olursun sandın. Ellerin hüzün koksun istemedin, geçmişini içine çekemezdin, nefesine karışıp dağılırsa, seni eleveriverir, aman vermesin dedin. Hepsi, ama hepsi dışarda kalsın, senden ayrı ve ayrışık, olabildiğince karışık kalsın istedin, çözülmeden ve çözmeden… Korkunun adını bilmeden, öğrenmeden korkanlardandın. Bilmeden kaçanlardan, kaçtığının ne olduğunu bile duyumsamak istemeyenlerden, hatta bu garipliğin farkına bile varmayanlardandın. Benim elimde iste o filtresiz sigara, adı hüzün, her dumanda daha da yoğunlaşan, iste karşındayız. İçerken, çekerken ve yiterken bizi saran, yoran ama garip bir şekilde de ısıtan sorularım vardı, seninse kısa yolların, yanından eksik etmediğin taktikler, oyunlarla örülü küçük bir hayat haritan vardı, yeri yönü belirsiz ama KESİN bir sonu olan… Varacak yeri olanlardandın, neden varacağını ise merak etmeyenlerden. Nasılsa kaybolmayacaktın, tüm taktiklerin seni sonuna kadar koruyacaktı, bir de ne olur ne olmaz diye bir köşede biriktirilmiş küçük kaçamakların vardı, iste beni en çok kızdıran da tehlikeli büyük sorulara karşı acil durumlarda sapılan bu kısa patika yollardı!!

İşte o yollardan geçerken, cebinden küçük bir zincir sarkardı, her halkasında eski aşklardan öğrenilmiş kurallar bulunan. Uçunda da usulunca kapatılmış bir çakı olurdu, tehditkar ama sessiz, varlığı bilenen ama bilinmiyormuş gibi yapılan bir tür yalancıktan güven simgesı! Tabii bir de para olurdu, yaşınla beraber artan ama gittikçe burusan, kirlenen, satın alan ama sahip olamayaşının açısını hep taşıyan… Benimse çakmak gözlerim vardı, senin için yakan, yanan, gören ama gördükçe tükenen, tüketen, keşfedilemeyen. Sonrasıysa senin hiddetin, şiddetin, savuran rüzgarınla sönen önce gözlerim, sonra aklım…

Ceplerindeki herşeyi çıkarıp, çekinmeden vurup masaya, tüm o kuralları, tehditleri ve iktidar hırsını boşaltıp dökemediğinden, o ağırlığı hep içinde, dışında, üstünde, yanında, kendinle heryere taşıdığından, ellerini ceplerinin yine aynı kuralları, tehditleri, iktidarında koruduğun, kolladığın, ve ASLA ceplerinden çıkarmadığından, iste hep bu yüzden, benim hüznümden bir duman çekemeyen halin bu yüzden, hüznü sarmaman da, hüzünlü hiçbir kadına da sarılmaman da bu yüzden
işte bu yüzden
AŞK yok.

Yolcu yolunda gerek
Nereye sokağında…


4 Mart 2008 - Columbus
Davetsiz misafirin ardından...



1 yorum:

Adsız dedi ki...

"Bu İş Zor Yonca" desem..

Bir de Cem Adrian "Bana Özel" dinlenmelidir...
Sertab Erener'den "Rüya" dinlenebilir.
Muse "Escape","Muscle Museum" ve Joan Baez "Once I Have a Sweet heart" kesinlikle dinlenmeli.
MFÖ "Yalnızlık Ömür Boyu" dinlenip saygı duruşunda bulunulmalı.
Aaaa bir de Yeni Türkü "İnatçı"..